Thursday, 18 February 2010

ΝΑΙ στην Αδούλωτη Κερύνεια

Η «Αδούλωτη Κερύνεια» και το ΑΚΕΛ
του Iωάννη Σιεκέρσαββα,
Γραμματέα του Σωματείου «Αδούλωτη Κερύνεια»


Στο ραδιοφωνικό πρόγραμμα του Ράδιο Πρώτο, «Έχουμε Θέμα» με τον Χρύσανθο Τσουρούλλη, Σάββατο, 13.2.2010, ακούσαμε τον εκπρόσωπο του ΑΚΕΛ κ. Λουκαΐδη να συκοφαντεί με τον πλέον ανοίκειο τρόπο το Σωματείο Αδούλωτη Κερύνεια, ότι λίγο-πολύ ταυτίζεται με το Πραξικόπημα του 1974 και αμετανόητους πραξικοπηματίες του σήμερα, συνεχίζοντας έμμονα να συνδέει την εκδήλωσή μας της 1.2.2010 με το απαράδεκτο σύνθημα που ακούστηκε εκεί σε βάρος του Προέδρου της Δημοκρατίας.

Ο βίος και η πολιτεία του Σωματείου Αδούλωτη Κερύνεια, από το 1974 μέχρι σήμερα, διαψεύδουν και εκθέτουν τις ασύστολες κατηγορίες, ως συκοφαντίες. Αυτό το γεγονός όμως πρέπει να ανησυχεί σοβαρά τον Κυπριακό Λαό - δεξιούς, αριστερούς, Κεντρώους, Πράσινους Σοσιαλιστές και ουδέτερους. Όταν το ανθρώπινο πάθος των απλών ανθρώπων για επιστροφή στις πατρογονικές εστίες αποφασίζει ένα Κόμμα και μάλιστα κυβερνών να το «εξοντώσει» και να το καταπνίξει με συκοφαντίες, πρέπει ο Λαός να ανησυχεί.

Αυτό το ανθρώπινο πάθος για επιστροφή εκφράζει η Αδούλωτη Κερύνεια από το 1974 μέχρι σήμερα, με τη συνέπεια κρίσης, εκτίμησης και αξιολόγησης καταστάσεων και πολιτικών εξελίξεων, που μας οδήγησαν στην τεκμηριωμένη θέση και άποψη ότι, με λύση Διζωνικής Δικοινοτικής Ομοσπονδίας, δεν εξασφαλίζεται η επιστροφή μας. Αυτή η θέση και άποψη, εφόσον κερδίσει έδαφος και γίνει κατανοητή από τον κόσμο, τορπιλίζει το Βρετανο-Τουρκικό σχέδιο για λύση Διζωνικής Δικοινοτικής Ομοσπονδίας, της οποίας το βασικό χαρακτηριστικό είναι ότι χωρίζει τον πληθυσμό, γεωγραφικά, σε δύο Ζώνες, στη βάση φυλής και θρησκείας. Γι' αυτό και η Αδούλωτη Κερύνεια έγινε και στόχος, ώστε να σταματήσουν να ακούγονται επιχειρήματα εναντίον της Διζωνικής Δικοινοτικής Ομοσπονδίας.

Η τουρκική εισβολή είναι γι' αυτό που σχεδιάστηκε, προγραμματίστηκε και έγινε, διότι δεν υπήρχε άλλος τρόπος να ξεσπιτωθεί ο κόσμος της Κύπρου και να μετακινηθούν πληθυσμοί στην έκταση που έγινε, ώστε να βολευθεί μια λύση δύο Κρατών, είτε Ομόσπονδων είτε Συνομόσπονδων, η οποία βαφτίστηκε Διζωνική Δικοινοτική Ομοσπονδία.

Άλλη συκοφαντία που ακούστηκε από τον κ. Λουκαΐδη είναι ότι η Αδούλωτη Κερύνεια είναι αντιομοσπονδιακή. Η Αδούλωτη Κερύνεια δεν έχει πρόβλημα με την Ομοσπονδία ως Πολιτειακό Σύστημα. Είναι εναντίον της συγκεκριμένης μορφής, της Διζωνικής Δικοινοτικής Ομοσπονδίας, η οποία καμιά σχέση δεν έχει με τις Ομοσπονδίες άλλων Κρατών, με τις οποίες και πάλιν πονηρά και παραπλανητικά γίνεται αντιπαραβολή, διότι σε εκείνες τις περιπτώσεις δεν μετακινήθηκαν πληθυσμοί με τη βία των όπλων για να βολευθεί Ομοσπονδιακό Σύστημα. Σε εκείνες τις περιπτώσεις η Ομοσπονδία ήταν επιλογή των ανθρώπων που ζούσαν εκεί.

Στην Κύπρο για να μπορεί να γίνεται λόγος για Διζωνική Δικοινοτική Ομοσπονδία, έχει γίνει στρατιωτική εισβολή, κατοχή, εθνικό ξεκαθάρισμα των Ελληνοκυπρίων από τα κατεχόμενα και εκβιαστική βίαιη μετακίνηση των Τουρκοκυπρίων από τις ελεύθερες περιοχές στα κατεχόμενα, όλα στη βάση καλομελετημένου και εγκληματικά εκτελεσμένου σχεδίου. Αυτήν την «πραγματικότητα» καλούμαστε να νομιμοποιήσουμε με τη λύση Διζωνικής Δικοινοτικής Ομοσπονδίας. Αν αυτό επιτευχθεί, οι πρόσφυγες θα μείνουν για πάντα πρόσφυγες και τα κατεχόμενα θα τουρκοποιηθούν ασφυκτικά, με τελική έξοδο προς τις ελεύθερες περιοχές, με όλες τις συνέπειες.

* * *
Οι καταβολές και το σήμερα της Αδούλωτης Κερύνειας:

Έφυγε ο Γιώργος Κάϊζερ

http://cyprusindymedia.blogspot.com/2009/11/blog-post_13.html

Οι φασίστες “αντιφασίστες” εναντίον του «Δεν Ξεχνώ»
http://www.efylakas.com/archives/1745

"Πάγιες Θέσεις της Αδούλωτης Κερύνειας
στο Κυπριακό:
Όσος χρόνος κι αν χρειαστεί, όσες θυσίες κι αν απαιτηθούν ο στόχος μας είναι Η ΕΠΙΣΤΡΟΦΗ ΟΛΩΝ ΤΩΝ ΕΚΤΟΠΙΣΜΕΝΩΝ, ΕΛΛΗΝΟΚΥΠΡΙΩΝ ΚΑΙ ΤΟΥΡΚΟΚΥΠΡΙΩΝ, ΣΤΑ ΣΠΙΤΙΑ ΚΑΙ ΤΗ ΓΗ ΤΟΥΣ, ΣΥΜΦΩΝΑ ΜΕ ΤΙΣ ΑΡΧΕΣ ΤΟΥ ΔΙΕΘΝΟΥΣ ΔΙΚΑΙΟΥ."
http://agrino.org/kyrenia/manifesto_gr.utf8.html

Το Σωματείο
http://agrino.org/kyrenia/welcome_gr.utf8.html

~~~~~~~~~~

Tuesday, 16 February 2010

Μαρτούθκια - τον Φεβράρη;



{ "κλίκ" γιά μεγέθυνση }




{ "κλίκ" γιά μεγέθυνση }



{ "κλίκ" γιά μεγέθυνση }

Photoσ: Batgerl
~~~~~~~~~~~~

Thursday, 11 February 2010

Seçimlere doğru YKP ne yapacak?!

10 Şubat, Çarşamba günü basın toplantısında okunan metnin tamamı:

* * *


Seçimlere doğru YKP ne yapacak?!

Bu sene içinde biri Nisan’da, biri de Haziran’a iki “seçim” yaşacağız.

Bugünlerde, özellikle Nisan’daki seçim üzerinde sözde iki iddialı aday arasında seçim yapılması için herkes gerekçe üzerine gerekçe üretmektedir… Birileri Talat düşmanlığı üzerinden Eroğluculuk oynamakta, diğer taraf ise Eroğlu düşmanlığı üzerinden Talatçılık oynamaktadır.

*

YKP Yürütme Kurulu, böylesi bir ortam içinde 6-7 Şubat tarihlerinde Parti Meclisi, İlçe Yönetim Kurulu ve Gençlik örgütü üyeleriyle Boğaz Otel’de düzenlediği bir dizi toplantı ile süreci değerlendirdi.

YKP Yürütme Kurulu, daha önce programında da yer alan, 7 Kasım 2009 tarihinde gerçekleşen 10. Kurultayda kabul edilen kararda da yer alan pozisyonu korumayı sürdürmektedir;

“YKP, Kıbrıs’taki mevcut durum sürdüğü sürece, seçime seçim deme koşulları oluşuncaya kadar parlamentarizmi ve onun süreçlerini bir siyasal kampanya düzenleme ve eylem aracı olarak somut koşulların değerlendirmesi sonucunda belirleyeceği metotlarla kullanmaya devam edecektir.”

Bu nedenle YKP Yürütme Kurulu, somut koşulları somut tahlilini yapmak için tüm üye, sempatizan ve parti dostları ile seçimlerde alacağı tavrı belirlemek için bir dizi çalışma yapmaya karar verir…

Bu çerçevede 15 Şubat, Pazartesi günü saat 19’da Girne’de Dome Otel’de; 17 Şubat, Çarşamba günü saat 19’da Lefkoşa’da YKP Genel Merkezinde, 18 Şubat, Perşembe günü saat 19’da Mağusa’da YKP Mağusa İlçe Lokalinde yapılacak toplantılar sonucu oluşacak görüş 2 Mart tarihinde toplanacak Parti Meclisinde karar bağlanacak…

Bizler böylesi bir ortamda seçimlere katılıp katılmamayı, yeniden boykot kampanyasını yapıp yapmamayı tartışırken geriye dönüp daha önce aldığımız kararları da gözden geçirip, nelerin değişip değişmediğini de değerlendireceğiz.



Eroğlu Kıbrıslıları için seçenek değildir!

Birilerinin gözünü öfke bürümüş olabilir ama bizler açısından konu nettir. Ulusal Birlik Partisi, Kıbrıs’ın kuzeyindeki ayrılıkçı yapının yapı taşlarındandır. Yağma, yolsuzluk, usulsüzlük ve zorbalık liderlik pozisyonundaki parti kadrolarının her bir hücresine işlemiş bir parti yapılanmasına sahiptirler. Zaman zaman döneme yönelik takiyeler, sahte açıklamalar yapsalar da UBP’nin aklındaki tek şey taksimdir. Unutanlara hatırlatırcasına son Londra ziyaretinde de Kıbrıslılığı tanımayan, Kıbrıs’ta yalnız Türk ve Yunan halkları olduğunu söyleyen de Eroğlu’dur.

Seçim üstü, hayatında ilk kez siyasi amaçlarla güneye geçip DISY ile bir kez görüşerek ne kadar barışçı olduğunu, iki toplumlu etkinlikleri desteklediklerini de söylemeleri takiyenin ta kendisidir. UBP tarihin her döneminde iki toplum arasında her türlü ilişkiye karşıydı, karşı olmaya da devam etmektedir… Türkiye’den gelecek dayatmalarda çözüm yönünde birkaç adım atıyormuş gibi yapmaları sahtekarlığına YKP inanmadı, inanmamaya devam edecektir.

UBP, siyasal tanımının tam gereği olarak ırkçı ve faşist unsurları bünyesinde barındıran bir partidir. Aşırı sağda bulunmasından dolayı eski MAP başkanı bu partiden, UBP’den milletvekili olması sakıncalı görünmedi. UBP’nin geçmişinde de Türk-Bir, Türk Ocakları, Ülkü Ocakları gibi paramiliter örgütlerle bağlantıları oldu. Zaten daha Eroğlu’nun adaylığı açıklanmadan kimler kendilerini destekleyecek diye ortalığa çıktığına baktığınızda UBP’nin siyasal yelpazedeki yerini tam olarak görürsünüz… Bu kadar aşırı sağda olması onları elbette Türkiye’de süren Ergenekon Davası sanıkları ile ayni yerde durmayı, ayni kaderi paylaşmayı da getirmiştir. Sanıklardan birini Kıbrıs’tan tek ziyarete giden bugün UBP’den vekil olan birinin olması bu nedenle tesadüf değildir. 1998 seçim macerası da bu davanın tutanaklarına yansımıştır.

Bazıları kafa karıştırmak için UBP içinde gençlerin olduğunu, bunların da liberal demokrat olduğunu ortalığa yaydıkları Annan referandumu sonraki süreçte de YKP buna tepki göstermiş ve bunun ciddi bir manipülasyon olduğunu söylemişti. Bugün liberal demokrat olduğu iddia edilen “genç”lerin(!!) neler yaptığını yaşayıp görmekteyiz ki bu davranışlara yalnız aşırı sağcı partilerden başka yerde rastlanmaz…

Bu nedenle bölücü, karanlık ilişkiler içinde olan, aşırı sağcı, taksimci parti olan UBP adayı ile YKP’lilerin hiçbir şekilde işi ve ilişkisi olamaz. YKP için Eroğlu bu nedenlerle seçenek bile değildir, Eroğlu Kıbrıslıların da seçeneği olamaz…

YKP, 2000 seçimlerinin ikinci turunda Eroğlu-Denktaş kamplaşmasında da bu düşüncelerini söylemiş, bazı sözde ilerici ve demokrat kesimler ise bu düşüncelerinden dolayı YKP’yi Denktaşçı diye yaftalamıştı. Ogün ortaya koyduğumuz “ne Hitler, ne Mussollini” tavrımızın ne kadar doğru olduğu bugün çok daha net anlaşılmaktadır.

Bize o dönemde Denktaşçı deyip Eroğlu’na meyledenler şimdi de Talat düşmanlığı üzerinden Eroğlu’na meyletmesini seyretmekteyiz ki bu çok manidar bir durumdur. Bu kesimler şimdi ağızlarında boykotu geveleseler de akıllarının arkasındaki gerçek niyet istenirse görülebilir…

Ama Eroğlu bir seçenek olamadığı gibi Talat da bir seçenek değildir.



Talat da gerçek bir seçenek değildir!

YKP, siyasal olarak 1970lerin ortalarından beri CTP’nin de yer aldığı siyasi düşünce ile mücadelesini sürdürdü. Kurulduktan kısa süre değişen liderliği ile birlikte, özgürlükçü ve demokrat olamayan, dogmatik bir sol düşünceyi savunmuş CTP’nin 90 sonrası macerasına da YKP hep eleştirel yaklaşmıştır. Bugün savruldukları merkez siyasetinde zaman zaman milliyetçi, ulusalcı sol söylemleri bu nedenle bizleri hayrete düşürmemektedir.

CTP’nin hükümetlerde bulunduğu dönemlerde taksim süreçleri hep “barışçıl” yollarla ileriye doğru ciddi seyir halinde oldu. Bunlardan en önemlisi İTEM yasasıydı, bunu meclisten geçirip yasallaştıran CTP oldu.

2003 sonrası hükümete gelen CTP ise hem bu İTEM yasasını pratikte ileriye taşıdı, hem de demografik yapının değişmesine ciddi katkılar yaptı.

CTP haricinde başka bir siyasi parti hükümette olsaydı bu kadar “barışçı” olur muydu bilinmez ama Kıbrıs’ın kuzeyindeki Türkleştirme-Sunni-İslamlaştırma adeta kuzeyin her metre karesine işlendi. Ada baştanbaşa bayraklarla ve camilerle donatıldı. Kuran kursu talepleri doğallaştı.

Irkçı, ayrılıkçı, şoven açıklamalar her yana sindi. Talat başta bulunduğu tüm süreç boyunca “Rumlar barış istemez”, “Rumlar bizim nefes almamızı bile istemez” deyip deyip durdur.

Kuzeydeki ambargoların Kıbrıslı Türklere değil tanınmamış devlete olduğunu bildiği halde Kıbrıslılara hep yalan söyledi. BM, AP gibi uluslararası örgütlerin Kıbrıslı Türklere yapılan ambargoların kaldırılması çalışmalarına da hep “kuzeyde egemen bir yapı var, kendi uygulamasını kendi yapar” diyerek dolayı tanınma talepleri ile cevap verdi.

“Bu memleket bizim biz yöneteceğiz” sloganı ile geldi, bir röportajında net olarak son durumu ortaya koydu, “otur derlerse otururum”!

Birileri “Kıbrıs’ta barış engellenemez” sloganlarını Ban Ki Moon ziyaretinde sıkça dile getirerek komik de duruma düşmektedirler. “Kıbrıs’ta barış engellenemez” sloganın en güzel atılacağı yer Talat’ın ofisinin önündür çünkü masaya Türkiye önerilerini koyarak görüşme masasını saboteleyen bizzat Talat’ın kendisidir.

‘Yer demir, gök bakır’ filmi gibi yerin bölünmesi Denktaş’ın işi idi göğün bölünmesi de Talat’ın işi oldu, yani Taksimin ileriye taşınmasında, bölme işleminde, ‘yer Denktaş, gök Talat’ görevi bölüşüldü.

Taksim fikri son 6 yılda her yana sindi. Kıbrıslılığı tüketen nüfus akışı 6 yılda çok ciddi ileriye taşındı. Yukarda da dediğimiz gibi “barışçıl” yollarla Türkleştirme-Sunni İslamlaştırma Kıbrıs’ın kuzeyinde her yanda hissedilmektedir.

Bunca yapılandan sonra solcu-sağcı, barışçı-statükocu ayrımı da ortadan kalktı. Kim ne, kiminle kim arasında ne fark var artık belirsizleşti…

Tüm bunlar elbette Talat’ın eseridir, Talat’ın buna ciddi katkısı vardır. Bu nedenle bugünlerde “Kıbrıs’ta barış engellenemez sloganı” en çok Talat’ın kapısının önünde atılmayı hak ediyor…



Yeniden bir kez daha nüfus ve insan hakları

Böylesi bir ortam içinde birileri nüfus konusunu gündeme getirerek bizlere insan hakları dersi de vermeye çalışmaktadır. YKP daha önce söylediği gibi her bireyin insan hak ve özgürlükleri ile birlikte yaşaması taraftarıdır. Oy verme, seçmen olma, vatandaşlık gibi konuların diğer insan hak ve özgürlüklerinden farklı konular olduğunu ama Kıbrıs’ın kuzeyinde bu durumun manipüle ederek Türkiye’nin burada egemenliğini pekiştirmesine, Türkiye’nin fetih politikalarına birileri çanak tutmaya çalışmaktadır ki bunu kabul etmedik, etmeyeceğiz. Bugün itibari ile Kıbrıs kuzeyinde demografik yapı öyle bir değiştirilmiştir ki seçim sonucu önceden tayin edilebilecek duruma gelmiştir. Bu nedenle YKP bu duruma karşı da açıkça mücadelesini sürdürecektir.

YKP, insan hakları dersi verenlerin sahtekarlıklarını da deşifre etmeyi sürdürecektir. Bizlerin insan haklarını tanımadığımızı iddia edenler, en temel insan hak ve özgürlüklerden olan ana dilde eğitim hakkını ve ibadet özgürlüğünü bizzat kendileri katmerli şekilde çiğnemektedirler.

Ancak buraya getirilen/taşınan insanları oy deposu görüp sahte cennet vaadi ile oylarını çalmak isteyenler, onların gerçek insan hakları ihaleleri ile ilgilenmemektedirler. Onbinlerce Kürt ve Arap çocuğunun ana dilde eğitim hakkı bu coğrafyada ciddi bir tartışma konusu bile değildir. Alevilerin ibadet özgürlüğünü de kimse tartışmamaktadırlar. Aleviler yoğun yaşadığı yerlere Kıbrıs’ın mimarisi ile alakası olamayan yüksek minareli camiler yapanlar, Alevilerin Cemevleri taleplerine yıllarca sessiz kalmışlardır. Halen Kıbrıs’ta tek bir Cemevi yine bireylerin kendi katkıları ile devam etmektedirler. İşin tuhafı onlara Cemevi yapmayan idare, onların köylerinde kullanmayacağı Camiler için tonlarca para harcamaya devam etmektedir. Alevi çocuklarına zorla din eğitimi veren bu anlayış dönüp bize insan hakları dersi verebilmektedir, YKP olarak onlar “teşekkür ederiz, almayalım” diyoruz…

İnsan haklarından bahsedenler, buraya getirilen insanların İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde de yer alan barınma, insanca yaşama, kendi dilinde eğitim alma, ibadet özgürlüğü, onuru ile yaşabileceği ücret alma haklarının hiçbirini sağla(ya)madığı gibi onların emek eksenli örgütlenerek haklarını arama, 40 saatlik güvenceli çalışma haklarını da bizzat engelleyerek onların kölelik koşullarında çalışmasına ve yaşamasına da zemin hazırlamaktadırlar. 1974 yılından beri süren bu kölelik çarkına her parti alet olmuştur, ancak oyları kendi lehlerine toplama için şimdi seçme seçilme hakkı bahane edilerek sahte insan hakları savunucusu kesilebilmektedirler.

Bir kez daha hatırlatalım;

Şubat 2009’daki Olağanüstü Kurultay Kararında bu durumu net olarak ortaya koymuştuk;

“Cenevre Konvansiyonuna göre işgal edilmiş topraklara nüfus taşınması savaş suçudur... Bu tespit çok kez es geçilmekte, yok sayılmaktadır. Hatırlatmak gerekirse, 12 Ağustos 1949'da kabul edilen Cenevre Konvansiyonuna göre: “Korunmuş kimselerin işgalci güç tarafından işgal edilmiş bölgeden başka bir bölgeye, işgal edilmiş ülkeden başka bir ülkeye bireysel veya kitle halinde zoraki taşınmaları, kovulmaları, her hal ve karda ve şartta, hangi durumda olursa olsun yasaklanmıştır.(…) İşgalci güç işgal etmiş olduğu bölgeye kendi sivil nüfusunu taşıyamaz” (4. Protokol, Madde. 49) (http://www.icrc.org/ihl.nsf/FULL/380?OpenDocument)

Bu ortadayken 1974’ten sonra yasadışı bir idare yaratıldı, Türkiye’den nüfus taşındı ve bu idare bu kişilerin ciddi bir kısmına yurttaşlık dağıttı ve bugün de dağıtmaya devam ediyor... Verilen yurttaşlıklardan oluşan seçmenlerin rakamları tek başına seçimin sonucunu tayin edebilecek duruma gelmiştir.

(…)

Böylesi koşullarda oluşan bir seçmen listesi zaten yasal kabul edilemez; ancak daha da vahimi yıllardır gayrı yasal olarak dıştan yapılan çeşitli müdahalelerle kendi yaptıkları yasaları bile çiğneyerek bu seçmen listeleri de şişirilmektedir...

Geçmişte birçok kez basına da yansımıştı, burada yaşamayanlara sahte adresler verilerek seçmen listelerine eklendiği tespit edilmişti. Örneğin 2000 seçimleri öncesinde Yeniçağ Gazetesinde de yayınladığı gibi TC Uyruklu İhsan Öcalan, sahte adres gösterilerek Değirmenlik Seçmen Kütüğüne kaydedilmişti. (http://www.ykp.org.cy/ybh/secim2000/belge/haber.htm) Buna benzer örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bu nedenlerle bile yasal da olmayan bu seçmen listelerine güvenilemez de...

Ayrıca CTP'nin idarenin başında olduğu sürede aktif nüfus da 500 bini bulmuştur, bu da seçim propaganda sürecinde etkili olacaktır...

(…)

Nüfus konusu tartışılırken Yeni Kıbrıs Partisi hem sözde sol, hem de sağdan sürekli saldırı görmektedir. Yeni Kıbrıs Partisi her bir bireye önce insan olarak bakarak ve her bir insanın hakları ile özgür ve onuru ile yaşaması için mücadele eder. Ama Kıbrıs’ın kuzeyinde demografik yapının değiştirilmesi bir mühendislik sürecidir. Adanın fetih sürecinin pekiştirilmesi, Türkleştirilmesi ve Müslümanlaştırılması için Türkiye Cumhuriyeti’nin derin ve sivil yönetimleri tarafından yapılan siyasi bir harekettir. Yeni Kıbrıs Partisi bu siyasi harekete karşıdır ve bunun için mücadele etmektedir.

Dini, dili, etnik kimliği ne olursa olsun Yeni Kıbrıs Partisi’nin hiçbir birey ile sorunu yoktur…

Kimin seçmen olduğu, nüfusun tam olarak kaç kişi olduğu gibi konular netleşmeden bir seçimin demokratik ve şeffaf olduğunu iddia etmek mümkün değildir...

Yeni Kıbrıs Partisi, daha önce de öneriler ortaya koymuştu, bu yöndeki tavrında ısrarcıdır.

Bugünkü koşullarda, bir antlaşma yapılıncaya kadar 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti yurttaşlığı olanların seçme ve seçilme hakkı olmalıdır.

Kıbrıs sorununun çözümü ancak Kıbrıslı Türk ve Rumlar arasında yapılacak bir federasyon antlaşmasıyla olasıdır. Onun için Kıbrıslı Türklerin sayısından fazla Türkiyelinin yurttaş yapılmasıyla nüfus yapısının değiştirilmesi, yapılacak olan bir federasyonun Türkiye ile yapılması demek olacak ki böyle bir durumu Kıbrıslıların kabul etme olanağı yoktur.

Türk askeri ve Türkiye’den taşınan nüfus, sorunun en zor çözülecek parçalarıdırlar ve yeni yurttaş yapılması antlaşmayı zora sokmaktadır.

1974 sonrası uluslararası hukuka aykırı olarak TC den taşınanlara verilen tüm yurttaşlıklar, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti yurttaşlık hakkını evlilik ve Kıbrıslılarla evlilikten doğum ile elde edenler hariç, iptal edilmelidir.

Nüfus taşıma işlemi durdurulmalı, Kıbrıs’ın kuzeyine taşınan nüfus, insan hakları da gözetilerek, kademeli olarak hemen azaltılmaya başlanmalıdır.

Ayrıca uluslararası gözlemciler kontrolünde bir nüfus sayımı da hiç geciktirilmeden en kısa sürede yapılmadır.

Yeni Kıbrıs Partisi, bu görüşleri çerçevesinde yıllardır mücadele etmektedir, mücadelesini bu temelde sürdürmeye devam etmekte de kararlıdır.”



Seçime seçim diyebilmek için ne yapılmalı?

Yine daha önce gündeme getirdiğimiz, geçen sene Olağanüstü Kurultay Kararımız ile “Seçime seçim diyebilmek için ne yapılmalı?” özetlediğimiz önerilerimizi de hatırlatırız;

“Siyasi partilerin serbest çalışmalarına olanak verme açısından, “seçime seçim diyebilmek için;

a. Devletin, yönetimin “milli” diye tanımlayıp, böylesi bir politikayı savunması önlenmelidir,

b. Dezenformasyon suç olmalı ve cezası ile kimin bu suçu izleyeceği tanımlanmalıdır,

c. Savcıların başsavcı izni olmadan görev yapmalarını engelleyen uygulama yasayla değiştirilmeli ve onların bu yasağı izlemelerine olanak tanınmalıdır,

d. Savcıların bu görevlerini yapmak için poliste görev bölümü ele alınıp olanak yaratılmalıdır,

e. Parti ve seçim yasası değiştirilmeli ve partilerin alabileceği yardımlar izlenecek şekilde düzenleme yapılmalıdır,

f. Okullarda ve eğitim yerlerinde partiler aleyhine propaganda yasaklanmalı ve partilerin işlevleri tanıtılmalıdır,

g. Kıbrıslıların iradesinin yansımaması ve Türkiye’nin kontrolünde bir yapının korunması için TC’den taşınarak artırılan nüfus ve seçmen durumu yeniden düzenlenmeli. Uluslararası gözlemciler ve şeffaf metotlarla, Kıbrıs Cumhuriyeti kayıtları da kullanılarak tam şekli ile nüfus yapısı ortaya çıkarılmalı, uluslararası andlaşmalar göz önüne alınarak seçmenler belirlenmelidir.”



Sonsöz

Usulde farklı olsalar da Talat ve Eroğlu arasında özde fark yoktur bu nedenle birinden diğeri seçme diye bir tercih de YKP açısından düşünülemez…

Böylesi bir noktada YKP’nin mücadele için hangi yollarla seçenek yaratacağı önem kazanmaktadır. Önümüzdeki bir ay içinde YKP Kıbrıs’ın her iki yanında yapacağı toplantılarla, üyeleri, sempatizanları ve parti dostları ile çeşitli platformlarda bir araya gelerek bunun cevaplarını arayacak…

Ancak Kıbrıs’ta Kıbrıs’ın ve Kıbrıslıların tüketilmesinde önemli evreye gelindi. Taksimin kalıcılaştırılması sürecinde önemli bir aşamaya geldik.

Şimdi yaşamın her alanına sanal veya fiziki BARİKATLAR kurup direnme, taksimcilere karşı GEÇİT YOK sloganlarını yükseltme zamanıdır…

Şimdi sokakları yeniden kazanma zamanıdır…

Şimdi sahte seçenekler arasında tercih yapma değil, kendi seçeneğini yaratma mücadelesidir…

Ama her şeyin ötesinde hala kazanmak için umut var; hem de statükocuları ürpertecek kadar UMUT VAR…

Şimdi umudu BARİKATLARda büyütme zamanıdır…

YKP Yürütme Kurulu
10 Şubat 2010

~~~~~~~~~

Tuesday, 9 February 2010

Έτσι, Κρυφά και Σιγανά...

...το Υπουργείο Υγείας έκλεισε τα Κέντρα Γρίππης που λειτουργούσε ως πρόσφατα με πανηγυρισμούς στα Νοσοκομεία.

Η Γρίππη των Χοίρων, Γρίππη Α, Νέα Γρίππη - ότι θέλουν ας την 'πουν - απεδείχθει ένα τερατώδες ψέμμα τρομολαγνείας όπου Κεφάλαιο και Κράτος ενεπλάκησαν με καταπληκτικής εμβέλειας χειραγωγήσεις ώστε να αφαιμάξουν ολόκληρους λαούς στο βωμό του Κέρδους και της Εξουσίας.

Πρίν μερικές εβδομάδες οι "παντογνώστες" του Υπουργείου είχαν την αναίδεια να προσποιούνται πως ήξεραν, τάχα, και την ακριβή ημερομηνία στην οποία θα κτυπούσε μιά τρομερή έξαρση της Γρίππης Α. "10 Δεκεμβρίου , θα κτυπήσει" μας είπαν. Ψέμματα, όλα ψέμματα βεβαίως, τα οποία είχαν και έχουν ακόμα τη δυνατότητα να διασπείρουν με "βεβαιότητα" που δεν βασίζεται σε καμμιά, μα καμμιά επιστημονική αλήθεια, αλλά μόνον και αποκλειστικά στην υπνωτική δύναμη της εξουσίας:
"ΠροΠο στη Γρίππη των Χοίρων (...Μή Χοιρότερα, δηλαδή)"
http://cyprusindymedia.blogspot.com/2009/11/blog-post_30.html

Ούτε όταν τα γεγονότα τους διέψευσαν είχαν το θάρρος να πουν την αλήθεια, μα συνέχισαν την τρομολαγνεία ελπίζοντας πως ο λαός θα τους ακολουθήσει. Η 10η Δεκεμβρίου ήλθε και παρήλθε:
"Το ΠροΠο της Γρίππης και ο Υπουργός
Αναίδεια, Αλαζονεία και Παταγώδης Αποτυχία"
http://cyprusindymedia.blogspot.com/2009/12/blog-post_15.html

Και τώρα, κλείουν κρυφά τα Κέντρα Γρίππης, χωρίς ανακοινώσεις προς τον ταλαίπωρο κόσμο που ακολούθησε τις πιέσεις, που υπέστει την τόση και ανυπόφορη τρομοκρατία από τηλεοράσεων, ραδιοφώνων, και εξ επισήμων στομάτων. Ουδεμία απολογία δίδουν προς τον κόσμο που τους πίστεψε ο οποίος μετά 'που χίλιες πιέσεις δέκτηκε και έβαλε τα επικίνδυνα και αχρείαστα εμβόλια, ακόμα και αν δεν είχαν υποβληθεί σε ούτε μία επιστημονική δοκιμασία ασφάλειας και ακόμα και αν είχαν αποτύχει στις επιστημονικές δοκιμές αποτελεσματικότητος. Μυστικά τώρα διαπραγματεύονται με τους συνεταίρους των στις διεθνείς φαρμακευτικές εταιρείες το πώς θα δώσουν πίσω τα 400.000 επικίνδυνα εμβόλια και να πάρουν πίσω "κάτι τις" από τα λεφτά του δημόσιου που ανοήτως και κακεντρεχώς επέταξαν μες τα πορτοφόλια των κερδοσκοπικών εταιρειών.

Τελικά ο λαός αντιστάθηκε ή και αγνόησε τους εξουσιαστές σε μεγάλους αριθμούς. Από τα 400.000 εμβόλια που θέλησαν "να μας μπήξουν", 20.000 μόνο λέγεται πως έγιναν, αλλά και αυτοί οι αριθμοί αμφισβητούνται. "Βαβαί", λέμε λοιπόν, "συγκαταβάσεως! βαβαί,της συμπαθείας! Βαβαί, μέγιστης ανοχής και της μακροθυμίας!"

Ακολουθούν παραπομπές σε σχετικά κείμενα και ενημερώσεις.
Πέτρος Ευδόκας, petros@cyprus-org.net
~~~~~~~~~

Αξίζει το ρίσκο το εμβόλιο, ή καλύτερα να εκτεθούμε στην Γρίππη... και όποιον πάρει ο Χοίρος;
"Εσείς κ. γιατρέ, θα κάνετε το εμβόλιο;"
http://cyprusindymedia.blogspot.com/2009/11/blog-post_25.html

"This week, the British Medical Journal BMJ published a multi-part investigation that confirms that the scientific evidence just isn’t there to show that Tamiflu prevents serious complications, hospitalization, or death in people that have the flu. The BMJ goes further to suggest that Roche, the Swiss company that manufactures and markets Tamiflu, may have misled governments and physicians":
The Truth About Tamiflu
http://www.theatlantic.com/doc/200912u/tamiflu

Swine Flu Vaccine? Just the Facts
http://cyprusindymedia.blogspot.com/2009/11/swine-flu-vaccine-just-facts.html

"Βαβαί, συγκαταβάσεως! βαβαί,της συμπαθείας! Βαβαί, μέγιστης ανοχής και της μακροθυμίας!"
http://vatopaidi.wordpress.com/2009/09/22/joseph-hesychast-33/

~~~~~~~~~~~

Μπράβο

...στην ΕΔΕΚ.

Άργησε λίγο, αλλά πράττει το ορθόν, έντιμον και αξιοπρεπές.

Πέτρος Ευδόκας, petros@cyprus-org.net
~~~~~~~~~~

Wednesday, 3 February 2010

Μέ Θάρρος, αλλά και Χάριν!

Ζωγραφικότατη η εισαγωγή του "Εμπροσθοφύλακα" στο νέο άρθρο της ομάδας σύνταξης.


Μιλά γιά το νέο φρούτο της συνωμοσιολογίας του κυβερνώντος κόμματος τόσο καθαρά και εμπεριστατωμένα που θα 'πρεπε να συγκαταλέγεται στα καλύτερα πολιτικά κείμενα του έτους.

Όντας γνήσιοι Σοσιαλιστές, τα μέλη και η ομάδα σύνταξης του "Εμπροσθοφύλακα", μιλούν γιά το πως φτάσαμε στο σημείο που ανώτατα στελέχη της ηγεσίας του κόμματος ξεπέρασαν κάθε προσδοκία όταν έφτασαν "στο σημείο να γελοιοποιούσαν τον εαυτό τους με τέτοιες προχειροκαμωμένες συνωμοσιολογίες!"

Χαρακτηριστικά, γράφουν οι σύντροφοι:
"Ο Άντρος Κυπριανού αναφέρθηκε σε “συντονιστικό κέντρο” και “διευθυντήριο” που κατευθύνει τα πυρά του κατά του Χριστόφια ['Χαραυγή' 28/01/2010]! Τόσο αυτός, όσο και διάφοροι άλλοι κολαούζοι και παρατρεχάμενοι του ΑΚΕΛ, εμπλέκουν μέσα τον Αρχιεπίσκοπο, σατιρικές εφημερίδες, ιστολόγια, δημοσιογράφους, πολιτικούς από όλα τα κόμματα, λέγοντας πως μερικοί απ’ αυτούς δήθεν ζητούν μέχρι και την φυσική εξόντωση του Προέδρου! Σοβαρομιλούν; Έχουν βγάλει στην επιφάνεια τα πιο παλιά και αναχρονιστικά τους γκεμπελικά και σταλινικά εγχειρίδια, αυτά μέσα στα οποία οπτασιάζονταν “εχθρούς του λαού”, με απώτερο σκοπό να φιμώσουν και να ελέγχουν τον ίδιο τον λαό. Πετάξανε μέσα και λίγη ΕΟΚΑ-Β’, έτσι για να δέσει, και νόμισαν πως έπεισαν τον κόσμο!"

Όλα εδώ:
"Οι ουφολογίες του Άντρου Κυπριανού"
http://www.efylakas.com/archives/5212

Πέτρος Ευδόκας, petros@cyprus-org.net
~~~~~~~~~~

Tuesday, 2 February 2010

For the latest situation...

by Huseyin Mehmet, huseyinmehmet@live.com

For the latest situation I put together a media file including photos and a song composed and performed by Mehmet Şenay. It's here:




It talks about cranes and so you can apply it to every situation.
MH.

* * *