Showing posts with label turkey. Show all posts
Showing posts with label turkey. Show all posts

Friday, 24 September 2010

News from Turkey / Socialism Attacked

By Ekin Bodur, ekinbodur@yahoo.com
Socialist Democracy Party (SDP), Turkey
http://sosyalistdemokrasipartisi.org

Dear Friends and Comrades,

On 21 September 2010, at 5 a.m. Socialist Democracy Party (SDP) Offices and many homes of the party members, as well as the homes of three representatives of Platform for Social Freedom (TÖP) in Istanbul were attacked by armed Turkish police forces. Police special operations teams, who were heavily armed and wore snow masks and steel vests, have made a mess out of the homes and party offices where they seized computers and a number of visual and written material.

During the operations 18 people have been detained among whom are SDP President Dr. Rıdvan Turan; Central Comitee members Günay Kubilay, Ecevit Piroğlu, Ulaş Bayraktaroğlu; party representatives Sultan Seçik Kubilay (also an executive member of Human Rights Association, Istanbul), İbrahim Turgut and Özgür Cafer Kalafat as a result of the attacks to their homes in Istanbul. Not only SDP members, but also Platform for Social Freedom representatives Oğuzhan Kayserilioğlu and Tuncay Yılmaz, and member Semih Aydın have been detained in the same way. Now, it has been two days that they are under detention and the police is extending the duration of detention to four days now, which is the utmost legal limit for detention in Turkey.

The police forces have carried out these detentions with the accusation of associating our members with an illegal organization called “Revolutionary Headquarters”, which is known to be armed resistance forces against Turkish state. However, the lawsuit process against this organization have been a real judicial scandal full of arbitrary arrests that resulted in the the victimization of many innocent people. We assert that these accusations and detentions against our members is unlawful and arbitrary. We are honoured to say that our president and representatives are socialists who strive for the revolution; but the conclusions that the government forces are trying to arrive at are totally absurd. They assert that “these people had been trying to hide in SDP in order to camouflage their illegal action”! What kind of camouflage is presidency? Our president and members do not need or want camouflage. They are renowned political people and revolutionaries whose organizations and actions have always been completely overt and legitimate over the years in this country.

This is nothing but a political conspiracy against two socialist organizations who have been in the process of initiating an internationalist socialist union in solidarity with the Kurdish people’s movement. These attacks aim to threaten all the socialists in Turkey. It is obvious for us that AKP fears the united organized action of socialist powers. That is the reason why they try to start a smear campaign against socialists who they cannot fight in the legal order, so they try to condemn them as “terrorists”. Because for them, “any person who opposes AKP is a terrorist!” It is a proof that AKP government cannot tolerate any political opposition, and does not respect no law or order. We believe that this is what AKP government takes the meaning of democracy for: totalitarianism that resembles the prosecutions of the military coup of 12th September 1980. Only nine days after the referendum for the so-called “democratization” of the Turkish Constitution after the military coup of 1980, the goverment has started the witch-hunt for socialist opposition.

This is a resemblence that AKP government shares with the military coup. Who else attacks the home of a political party president at 5 a.m. in the morning with heavy arms? The government forces cannot even explain why they felt the need to attack with machine guns when it was so simple to reach them in a normal way. But it is easy to know: the aim is not to get at them; the aim is to terrorize the socialist movement. But the government should learn that they cannot dismay us with such cheap conspiracy and lies. We demand that our members under detention should be released now.

We invite world socialist and democratic powers to be in solidarity with us against this totalitarian politics and conspiracy.
Long live Socialism! Long live international solidarity!

SOCIALIST DEMOCRACY PARTY & PLATFORM FOR SOCIAL FREEDOM

SOSYALİST DEMOKRASİ PARTİSİ – TOPLUMSAL ÖZGÜRLÜK PLATFORMU


With comradely regards,

On behalf of Socialist Democracy Party (SDP), Turkey.
Ekin Bodur
Vice General Secretary
Responsible of International Affairs Commitee

~~~~~~~~~~~
With many thanks to Murat Kanatlı,
of the New Cyprus Party:
http://www.ykp.org.cy/

who alerted us to this update.

Cyprus IndyMedia Editorial Collective
~~~~~~~~~~~

Thursday, 11 February 2010

Seçimlere doğru YKP ne yapacak?!

10 Şubat, Çarşamba günü basın toplantısında okunan metnin tamamı:

* * *


Seçimlere doğru YKP ne yapacak?!

Bu sene içinde biri Nisan’da, biri de Haziran’a iki “seçim” yaşacağız.

Bugünlerde, özellikle Nisan’daki seçim üzerinde sözde iki iddialı aday arasında seçim yapılması için herkes gerekçe üzerine gerekçe üretmektedir… Birileri Talat düşmanlığı üzerinden Eroğluculuk oynamakta, diğer taraf ise Eroğlu düşmanlığı üzerinden Talatçılık oynamaktadır.

*

YKP Yürütme Kurulu, böylesi bir ortam içinde 6-7 Şubat tarihlerinde Parti Meclisi, İlçe Yönetim Kurulu ve Gençlik örgütü üyeleriyle Boğaz Otel’de düzenlediği bir dizi toplantı ile süreci değerlendirdi.

YKP Yürütme Kurulu, daha önce programında da yer alan, 7 Kasım 2009 tarihinde gerçekleşen 10. Kurultayda kabul edilen kararda da yer alan pozisyonu korumayı sürdürmektedir;

“YKP, Kıbrıs’taki mevcut durum sürdüğü sürece, seçime seçim deme koşulları oluşuncaya kadar parlamentarizmi ve onun süreçlerini bir siyasal kampanya düzenleme ve eylem aracı olarak somut koşulların değerlendirmesi sonucunda belirleyeceği metotlarla kullanmaya devam edecektir.”

Bu nedenle YKP Yürütme Kurulu, somut koşulları somut tahlilini yapmak için tüm üye, sempatizan ve parti dostları ile seçimlerde alacağı tavrı belirlemek için bir dizi çalışma yapmaya karar verir…

Bu çerçevede 15 Şubat, Pazartesi günü saat 19’da Girne’de Dome Otel’de; 17 Şubat, Çarşamba günü saat 19’da Lefkoşa’da YKP Genel Merkezinde, 18 Şubat, Perşembe günü saat 19’da Mağusa’da YKP Mağusa İlçe Lokalinde yapılacak toplantılar sonucu oluşacak görüş 2 Mart tarihinde toplanacak Parti Meclisinde karar bağlanacak…

Bizler böylesi bir ortamda seçimlere katılıp katılmamayı, yeniden boykot kampanyasını yapıp yapmamayı tartışırken geriye dönüp daha önce aldığımız kararları da gözden geçirip, nelerin değişip değişmediğini de değerlendireceğiz.



Eroğlu Kıbrıslıları için seçenek değildir!

Birilerinin gözünü öfke bürümüş olabilir ama bizler açısından konu nettir. Ulusal Birlik Partisi, Kıbrıs’ın kuzeyindeki ayrılıkçı yapının yapı taşlarındandır. Yağma, yolsuzluk, usulsüzlük ve zorbalık liderlik pozisyonundaki parti kadrolarının her bir hücresine işlemiş bir parti yapılanmasına sahiptirler. Zaman zaman döneme yönelik takiyeler, sahte açıklamalar yapsalar da UBP’nin aklındaki tek şey taksimdir. Unutanlara hatırlatırcasına son Londra ziyaretinde de Kıbrıslılığı tanımayan, Kıbrıs’ta yalnız Türk ve Yunan halkları olduğunu söyleyen de Eroğlu’dur.

Seçim üstü, hayatında ilk kez siyasi amaçlarla güneye geçip DISY ile bir kez görüşerek ne kadar barışçı olduğunu, iki toplumlu etkinlikleri desteklediklerini de söylemeleri takiyenin ta kendisidir. UBP tarihin her döneminde iki toplum arasında her türlü ilişkiye karşıydı, karşı olmaya da devam etmektedir… Türkiye’den gelecek dayatmalarda çözüm yönünde birkaç adım atıyormuş gibi yapmaları sahtekarlığına YKP inanmadı, inanmamaya devam edecektir.

UBP, siyasal tanımının tam gereği olarak ırkçı ve faşist unsurları bünyesinde barındıran bir partidir. Aşırı sağda bulunmasından dolayı eski MAP başkanı bu partiden, UBP’den milletvekili olması sakıncalı görünmedi. UBP’nin geçmişinde de Türk-Bir, Türk Ocakları, Ülkü Ocakları gibi paramiliter örgütlerle bağlantıları oldu. Zaten daha Eroğlu’nun adaylığı açıklanmadan kimler kendilerini destekleyecek diye ortalığa çıktığına baktığınızda UBP’nin siyasal yelpazedeki yerini tam olarak görürsünüz… Bu kadar aşırı sağda olması onları elbette Türkiye’de süren Ergenekon Davası sanıkları ile ayni yerde durmayı, ayni kaderi paylaşmayı da getirmiştir. Sanıklardan birini Kıbrıs’tan tek ziyarete giden bugün UBP’den vekil olan birinin olması bu nedenle tesadüf değildir. 1998 seçim macerası da bu davanın tutanaklarına yansımıştır.

Bazıları kafa karıştırmak için UBP içinde gençlerin olduğunu, bunların da liberal demokrat olduğunu ortalığa yaydıkları Annan referandumu sonraki süreçte de YKP buna tepki göstermiş ve bunun ciddi bir manipülasyon olduğunu söylemişti. Bugün liberal demokrat olduğu iddia edilen “genç”lerin(!!) neler yaptığını yaşayıp görmekteyiz ki bu davranışlara yalnız aşırı sağcı partilerden başka yerde rastlanmaz…

Bu nedenle bölücü, karanlık ilişkiler içinde olan, aşırı sağcı, taksimci parti olan UBP adayı ile YKP’lilerin hiçbir şekilde işi ve ilişkisi olamaz. YKP için Eroğlu bu nedenlerle seçenek bile değildir, Eroğlu Kıbrıslıların da seçeneği olamaz…

YKP, 2000 seçimlerinin ikinci turunda Eroğlu-Denktaş kamplaşmasında da bu düşüncelerini söylemiş, bazı sözde ilerici ve demokrat kesimler ise bu düşüncelerinden dolayı YKP’yi Denktaşçı diye yaftalamıştı. Ogün ortaya koyduğumuz “ne Hitler, ne Mussollini” tavrımızın ne kadar doğru olduğu bugün çok daha net anlaşılmaktadır.

Bize o dönemde Denktaşçı deyip Eroğlu’na meyledenler şimdi de Talat düşmanlığı üzerinden Eroğlu’na meyletmesini seyretmekteyiz ki bu çok manidar bir durumdur. Bu kesimler şimdi ağızlarında boykotu geveleseler de akıllarının arkasındaki gerçek niyet istenirse görülebilir…

Ama Eroğlu bir seçenek olamadığı gibi Talat da bir seçenek değildir.



Talat da gerçek bir seçenek değildir!

YKP, siyasal olarak 1970lerin ortalarından beri CTP’nin de yer aldığı siyasi düşünce ile mücadelesini sürdürdü. Kurulduktan kısa süre değişen liderliği ile birlikte, özgürlükçü ve demokrat olamayan, dogmatik bir sol düşünceyi savunmuş CTP’nin 90 sonrası macerasına da YKP hep eleştirel yaklaşmıştır. Bugün savruldukları merkez siyasetinde zaman zaman milliyetçi, ulusalcı sol söylemleri bu nedenle bizleri hayrete düşürmemektedir.

CTP’nin hükümetlerde bulunduğu dönemlerde taksim süreçleri hep “barışçıl” yollarla ileriye doğru ciddi seyir halinde oldu. Bunlardan en önemlisi İTEM yasasıydı, bunu meclisten geçirip yasallaştıran CTP oldu.

2003 sonrası hükümete gelen CTP ise hem bu İTEM yasasını pratikte ileriye taşıdı, hem de demografik yapının değişmesine ciddi katkılar yaptı.

CTP haricinde başka bir siyasi parti hükümette olsaydı bu kadar “barışçı” olur muydu bilinmez ama Kıbrıs’ın kuzeyindeki Türkleştirme-Sunni-İslamlaştırma adeta kuzeyin her metre karesine işlendi. Ada baştanbaşa bayraklarla ve camilerle donatıldı. Kuran kursu talepleri doğallaştı.

Irkçı, ayrılıkçı, şoven açıklamalar her yana sindi. Talat başta bulunduğu tüm süreç boyunca “Rumlar barış istemez”, “Rumlar bizim nefes almamızı bile istemez” deyip deyip durdur.

Kuzeydeki ambargoların Kıbrıslı Türklere değil tanınmamış devlete olduğunu bildiği halde Kıbrıslılara hep yalan söyledi. BM, AP gibi uluslararası örgütlerin Kıbrıslı Türklere yapılan ambargoların kaldırılması çalışmalarına da hep “kuzeyde egemen bir yapı var, kendi uygulamasını kendi yapar” diyerek dolayı tanınma talepleri ile cevap verdi.

“Bu memleket bizim biz yöneteceğiz” sloganı ile geldi, bir röportajında net olarak son durumu ortaya koydu, “otur derlerse otururum”!

Birileri “Kıbrıs’ta barış engellenemez” sloganlarını Ban Ki Moon ziyaretinde sıkça dile getirerek komik de duruma düşmektedirler. “Kıbrıs’ta barış engellenemez” sloganın en güzel atılacağı yer Talat’ın ofisinin önündür çünkü masaya Türkiye önerilerini koyarak görüşme masasını saboteleyen bizzat Talat’ın kendisidir.

‘Yer demir, gök bakır’ filmi gibi yerin bölünmesi Denktaş’ın işi idi göğün bölünmesi de Talat’ın işi oldu, yani Taksimin ileriye taşınmasında, bölme işleminde, ‘yer Denktaş, gök Talat’ görevi bölüşüldü.

Taksim fikri son 6 yılda her yana sindi. Kıbrıslılığı tüketen nüfus akışı 6 yılda çok ciddi ileriye taşındı. Yukarda da dediğimiz gibi “barışçıl” yollarla Türkleştirme-Sunni İslamlaştırma Kıbrıs’ın kuzeyinde her yanda hissedilmektedir.

Bunca yapılandan sonra solcu-sağcı, barışçı-statükocu ayrımı da ortadan kalktı. Kim ne, kiminle kim arasında ne fark var artık belirsizleşti…

Tüm bunlar elbette Talat’ın eseridir, Talat’ın buna ciddi katkısı vardır. Bu nedenle bugünlerde “Kıbrıs’ta barış engellenemez sloganı” en çok Talat’ın kapısının önünde atılmayı hak ediyor…



Yeniden bir kez daha nüfus ve insan hakları

Böylesi bir ortam içinde birileri nüfus konusunu gündeme getirerek bizlere insan hakları dersi de vermeye çalışmaktadır. YKP daha önce söylediği gibi her bireyin insan hak ve özgürlükleri ile birlikte yaşaması taraftarıdır. Oy verme, seçmen olma, vatandaşlık gibi konuların diğer insan hak ve özgürlüklerinden farklı konular olduğunu ama Kıbrıs’ın kuzeyinde bu durumun manipüle ederek Türkiye’nin burada egemenliğini pekiştirmesine, Türkiye’nin fetih politikalarına birileri çanak tutmaya çalışmaktadır ki bunu kabul etmedik, etmeyeceğiz. Bugün itibari ile Kıbrıs kuzeyinde demografik yapı öyle bir değiştirilmiştir ki seçim sonucu önceden tayin edilebilecek duruma gelmiştir. Bu nedenle YKP bu duruma karşı da açıkça mücadelesini sürdürecektir.

YKP, insan hakları dersi verenlerin sahtekarlıklarını da deşifre etmeyi sürdürecektir. Bizlerin insan haklarını tanımadığımızı iddia edenler, en temel insan hak ve özgürlüklerden olan ana dilde eğitim hakkını ve ibadet özgürlüğünü bizzat kendileri katmerli şekilde çiğnemektedirler.

Ancak buraya getirilen/taşınan insanları oy deposu görüp sahte cennet vaadi ile oylarını çalmak isteyenler, onların gerçek insan hakları ihaleleri ile ilgilenmemektedirler. Onbinlerce Kürt ve Arap çocuğunun ana dilde eğitim hakkı bu coğrafyada ciddi bir tartışma konusu bile değildir. Alevilerin ibadet özgürlüğünü de kimse tartışmamaktadırlar. Aleviler yoğun yaşadığı yerlere Kıbrıs’ın mimarisi ile alakası olamayan yüksek minareli camiler yapanlar, Alevilerin Cemevleri taleplerine yıllarca sessiz kalmışlardır. Halen Kıbrıs’ta tek bir Cemevi yine bireylerin kendi katkıları ile devam etmektedirler. İşin tuhafı onlara Cemevi yapmayan idare, onların köylerinde kullanmayacağı Camiler için tonlarca para harcamaya devam etmektedir. Alevi çocuklarına zorla din eğitimi veren bu anlayış dönüp bize insan hakları dersi verebilmektedir, YKP olarak onlar “teşekkür ederiz, almayalım” diyoruz…

İnsan haklarından bahsedenler, buraya getirilen insanların İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde de yer alan barınma, insanca yaşama, kendi dilinde eğitim alma, ibadet özgürlüğü, onuru ile yaşabileceği ücret alma haklarının hiçbirini sağla(ya)madığı gibi onların emek eksenli örgütlenerek haklarını arama, 40 saatlik güvenceli çalışma haklarını da bizzat engelleyerek onların kölelik koşullarında çalışmasına ve yaşamasına da zemin hazırlamaktadırlar. 1974 yılından beri süren bu kölelik çarkına her parti alet olmuştur, ancak oyları kendi lehlerine toplama için şimdi seçme seçilme hakkı bahane edilerek sahte insan hakları savunucusu kesilebilmektedirler.

Bir kez daha hatırlatalım;

Şubat 2009’daki Olağanüstü Kurultay Kararında bu durumu net olarak ortaya koymuştuk;

“Cenevre Konvansiyonuna göre işgal edilmiş topraklara nüfus taşınması savaş suçudur... Bu tespit çok kez es geçilmekte, yok sayılmaktadır. Hatırlatmak gerekirse, 12 Ağustos 1949'da kabul edilen Cenevre Konvansiyonuna göre: “Korunmuş kimselerin işgalci güç tarafından işgal edilmiş bölgeden başka bir bölgeye, işgal edilmiş ülkeden başka bir ülkeye bireysel veya kitle halinde zoraki taşınmaları, kovulmaları, her hal ve karda ve şartta, hangi durumda olursa olsun yasaklanmıştır.(…) İşgalci güç işgal etmiş olduğu bölgeye kendi sivil nüfusunu taşıyamaz” (4. Protokol, Madde. 49) (http://www.icrc.org/ihl.nsf/FULL/380?OpenDocument)

Bu ortadayken 1974’ten sonra yasadışı bir idare yaratıldı, Türkiye’den nüfus taşındı ve bu idare bu kişilerin ciddi bir kısmına yurttaşlık dağıttı ve bugün de dağıtmaya devam ediyor... Verilen yurttaşlıklardan oluşan seçmenlerin rakamları tek başına seçimin sonucunu tayin edebilecek duruma gelmiştir.

(…)

Böylesi koşullarda oluşan bir seçmen listesi zaten yasal kabul edilemez; ancak daha da vahimi yıllardır gayrı yasal olarak dıştan yapılan çeşitli müdahalelerle kendi yaptıkları yasaları bile çiğneyerek bu seçmen listeleri de şişirilmektedir...

Geçmişte birçok kez basına da yansımıştı, burada yaşamayanlara sahte adresler verilerek seçmen listelerine eklendiği tespit edilmişti. Örneğin 2000 seçimleri öncesinde Yeniçağ Gazetesinde de yayınladığı gibi TC Uyruklu İhsan Öcalan, sahte adres gösterilerek Değirmenlik Seçmen Kütüğüne kaydedilmişti. (http://www.ykp.org.cy/ybh/secim2000/belge/haber.htm) Buna benzer örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bu nedenlerle bile yasal da olmayan bu seçmen listelerine güvenilemez de...

Ayrıca CTP'nin idarenin başında olduğu sürede aktif nüfus da 500 bini bulmuştur, bu da seçim propaganda sürecinde etkili olacaktır...

(…)

Nüfus konusu tartışılırken Yeni Kıbrıs Partisi hem sözde sol, hem de sağdan sürekli saldırı görmektedir. Yeni Kıbrıs Partisi her bir bireye önce insan olarak bakarak ve her bir insanın hakları ile özgür ve onuru ile yaşaması için mücadele eder. Ama Kıbrıs’ın kuzeyinde demografik yapının değiştirilmesi bir mühendislik sürecidir. Adanın fetih sürecinin pekiştirilmesi, Türkleştirilmesi ve Müslümanlaştırılması için Türkiye Cumhuriyeti’nin derin ve sivil yönetimleri tarafından yapılan siyasi bir harekettir. Yeni Kıbrıs Partisi bu siyasi harekete karşıdır ve bunun için mücadele etmektedir.

Dini, dili, etnik kimliği ne olursa olsun Yeni Kıbrıs Partisi’nin hiçbir birey ile sorunu yoktur…

Kimin seçmen olduğu, nüfusun tam olarak kaç kişi olduğu gibi konular netleşmeden bir seçimin demokratik ve şeffaf olduğunu iddia etmek mümkün değildir...

Yeni Kıbrıs Partisi, daha önce de öneriler ortaya koymuştu, bu yöndeki tavrında ısrarcıdır.

Bugünkü koşullarda, bir antlaşma yapılıncaya kadar 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti yurttaşlığı olanların seçme ve seçilme hakkı olmalıdır.

Kıbrıs sorununun çözümü ancak Kıbrıslı Türk ve Rumlar arasında yapılacak bir federasyon antlaşmasıyla olasıdır. Onun için Kıbrıslı Türklerin sayısından fazla Türkiyelinin yurttaş yapılmasıyla nüfus yapısının değiştirilmesi, yapılacak olan bir federasyonun Türkiye ile yapılması demek olacak ki böyle bir durumu Kıbrıslıların kabul etme olanağı yoktur.

Türk askeri ve Türkiye’den taşınan nüfus, sorunun en zor çözülecek parçalarıdırlar ve yeni yurttaş yapılması antlaşmayı zora sokmaktadır.

1974 sonrası uluslararası hukuka aykırı olarak TC den taşınanlara verilen tüm yurttaşlıklar, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti yurttaşlık hakkını evlilik ve Kıbrıslılarla evlilikten doğum ile elde edenler hariç, iptal edilmelidir.

Nüfus taşıma işlemi durdurulmalı, Kıbrıs’ın kuzeyine taşınan nüfus, insan hakları da gözetilerek, kademeli olarak hemen azaltılmaya başlanmalıdır.

Ayrıca uluslararası gözlemciler kontrolünde bir nüfus sayımı da hiç geciktirilmeden en kısa sürede yapılmadır.

Yeni Kıbrıs Partisi, bu görüşleri çerçevesinde yıllardır mücadele etmektedir, mücadelesini bu temelde sürdürmeye devam etmekte de kararlıdır.”



Seçime seçim diyebilmek için ne yapılmalı?

Yine daha önce gündeme getirdiğimiz, geçen sene Olağanüstü Kurultay Kararımız ile “Seçime seçim diyebilmek için ne yapılmalı?” özetlediğimiz önerilerimizi de hatırlatırız;

“Siyasi partilerin serbest çalışmalarına olanak verme açısından, “seçime seçim diyebilmek için;

a. Devletin, yönetimin “milli” diye tanımlayıp, böylesi bir politikayı savunması önlenmelidir,

b. Dezenformasyon suç olmalı ve cezası ile kimin bu suçu izleyeceği tanımlanmalıdır,

c. Savcıların başsavcı izni olmadan görev yapmalarını engelleyen uygulama yasayla değiştirilmeli ve onların bu yasağı izlemelerine olanak tanınmalıdır,

d. Savcıların bu görevlerini yapmak için poliste görev bölümü ele alınıp olanak yaratılmalıdır,

e. Parti ve seçim yasası değiştirilmeli ve partilerin alabileceği yardımlar izlenecek şekilde düzenleme yapılmalıdır,

f. Okullarda ve eğitim yerlerinde partiler aleyhine propaganda yasaklanmalı ve partilerin işlevleri tanıtılmalıdır,

g. Kıbrıslıların iradesinin yansımaması ve Türkiye’nin kontrolünde bir yapının korunması için TC’den taşınarak artırılan nüfus ve seçmen durumu yeniden düzenlenmeli. Uluslararası gözlemciler ve şeffaf metotlarla, Kıbrıs Cumhuriyeti kayıtları da kullanılarak tam şekli ile nüfus yapısı ortaya çıkarılmalı, uluslararası andlaşmalar göz önüne alınarak seçmenler belirlenmelidir.”



Sonsöz

Usulde farklı olsalar da Talat ve Eroğlu arasında özde fark yoktur bu nedenle birinden diğeri seçme diye bir tercih de YKP açısından düşünülemez…

Böylesi bir noktada YKP’nin mücadele için hangi yollarla seçenek yaratacağı önem kazanmaktadır. Önümüzdeki bir ay içinde YKP Kıbrıs’ın her iki yanında yapacağı toplantılarla, üyeleri, sempatizanları ve parti dostları ile çeşitli platformlarda bir araya gelerek bunun cevaplarını arayacak…

Ancak Kıbrıs’ta Kıbrıs’ın ve Kıbrıslıların tüketilmesinde önemli evreye gelindi. Taksimin kalıcılaştırılması sürecinde önemli bir aşamaya geldik.

Şimdi yaşamın her alanına sanal veya fiziki BARİKATLAR kurup direnme, taksimcilere karşı GEÇİT YOK sloganlarını yükseltme zamanıdır…

Şimdi sokakları yeniden kazanma zamanıdır…

Şimdi sahte seçenekler arasında tercih yapma değil, kendi seçeneğini yaratma mücadelesidir…

Ama her şeyin ötesinde hala kazanmak için umut var; hem de statükocuları ürpertecek kadar UMUT VAR…

Şimdi umudu BARİKATLARda büyütme zamanıdır…

YKP Yürütme Kurulu
10 Şubat 2010

~~~~~~~~~

Monday, 4 January 2010

Ευχές από το περιοδικό Ο Αγώνας



Ευχομαστε καλη χρονια γεματη αγωνες και νικες.
Ελπιζουμε το 2010 να ειναι ο χρονος που
ο ιμπεριαλισμος θα νικηθη και οι καταπιεζομενοι λαοι
θα νικησουν.




~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~